SINIRLI AKIL VE MUCİZE BİLİNCİ

23 Haziran 2016

İnsan her fırsatta diğer hayvanlardan zekâsıyla farklılaştığını vurgulamıştır. Gerçekten de kocaman ön beyin loblarımız sayesinde sahip olduğumuz hayal kurma yeteneğimiz ile büyük ölçüde ayrışıyoruz diğer varlıklardan. Yarattığımız medeniyet de bunun bir kanıtı gibi gözüküyor ama buna rağmen hayvanlardan çok daha zeki olduğumuzu iddia etmek ne derece doğru? İnsan çok akıllıysa neden birbirini öldürüyor hâlâ, neden çocuklar açlıktan ölürken silahlara “akıl” almaz paralar harcanıyor? Akıl dediğimiz ve tam olarak ne olduğunu ve nasıl işlediğini hala net olarak kimsenin tanımlayamadığı büyük potansiyelimizi gerçekten de çok “akıllıca” kullanabiliyor muyuz?

Aslında akıl, sadece yaratıcı olduğunda zekâ olarak tanımlanabilecek niteliğe sahip olabilir. Yaratıcılık ise o aklın ve diğer tüm akılların sahiplerinin o ana kadar göremediği bir yenilikten ibarettir, o ilham veren bir keşiftir ya da benzeri hiç olmamış ve olmayacak bir sanat eseri. Ve yaratıcılığın kaynağı çok güvendiğimiz ve övündüğümüz aklımız değildir aslında, o bir aracıdan, bir uygulayıcıdan ibarettir sadece. Yaratıcılık hep kalpten yükselir, her şeyle irtibat halinde olan, bilen ve ortak bilincin sesi olan tarafımızdan. Düşünen değil, basitçe “farkında olan”, gizli ama gerçek kimliğimizden.

Peki aklımız akılsız mı yani? Çok akıllıyız derken aslında neyi kastediyoruz?

IQ’su yüksek insan nöronlar arası snaptik bağlantı hızı yüksek insandır. Gerçekten akıllı insan ise geçmişte öğretilenlerle dolu aklını bir kenara bırakmayı bilen, andaki içsel duyularının kati şekilde farkına varabilme yeteneğine sahip olan insandır.

Beynimiz bir bilgisayar mantığıyla çalışır, ona geçmişte ne program yüklenmişse onun kuralları ve sınırları dâhilinde çıktı sağlayan bir aygıt düzeninde. Eğer kişinin kalbiyle, ruhuyla yeterince bağlantısı yoksa o kişi sadece aklıyla üretim (yaratım değil) yapabilir ve bu da ona yüklenen kurallar, öğretilmiş öğretiler, inançlar ve geçmiş şartlandırmalar dizini sonucunda oluşacağı için eskinin bir kopyası ya da benzeri olmaktan kurtulamayacaktır. Ve bu sınırlı akıl üretiminde yeniliğin, beklenmeyenin, yeni yeni tezahür edenin ve dahası mucizenin yeri hiç olmayacaktır.

Akıl geçmişi tekrarlar durur çünkü döngüden dışarı çıkabilmek için ihtiyacı olan momentuma asla sahip olamayacaktır. Geçmişin öğretileri ne yazık ki çok kuvvetli, çünkü onlar çok küçük yaşlarda, güce daha sahip olunamamışken, itiraz dahi edilemeden korkuyla ve zorla beyinlere işlendi. Hiçbiri kişiyi yansıtmıyor ve aslında en derinlerde bunun farkındalığı da var ama zamanında ifade edilemeyen duygu ve düşünceler yardımıyla artık neredeyse taşlaşmış şekilde bilinçaltına kazınmış hepsi. Ve bunun fakında olmayan kişi bu gerçeklerle yaşamaya devam edebilir, her ne kadar çok akıllı olduğunu sansa, ya da ona böyle söylense dahi. Dünyanın en akıllı insanını getirseniz, o hala nedeninin farkında olmadığı şekilde bir kediden korkabilir, bir takım başka batıl inançlara ya da başarısızlık korkusuna sahip olabilir. Çok akıllı bir kişi, hatta çok başarılı bir iç hastalıkları doktoru sigara içebilir. IQ’su 250 olan biri anlamsızca kendisini sürekli çok değersiz hissettiği duygusal ilişkiler tekrarında bulabilir.

Sizce bunlar akıllıca gözüken durumlar mı?

Kalple, yüksek bilinçle bağlantısı kesilmiş olan akıl, insana para, başarı ve şöhret getirebilir ancak ama bunların yanı sıra sefalet ve bitmek tükenmek bilmeyen bir tatminsizlik de eşlik edecektir yan ürünler olarak. Öyle ki bir zaman sonra diğer tüm olumlu görünen getiriler teker teker anlamını kaybedecektir.

Yazının başlığında yer alan “mucize bilinci” de tam olarak burada devreye girmektedir. Öğrendiğimiz şekliyle mucize tanımını dikkate aldığımızda, onların neden gerçekleşmediklerini de anlayabiliriz. Mucize hepimize “imkânsız” anlamında öğretildi. Ve hepimiz çaresizce buna inandık ve kabullendik. Aklın anlayamayacağı her şey mucize -imkânsız- kapsamına terkedildi. Çünkü “gerçekleşme ihtimali sıfır olana” bel bağlamamamız, görmezden gelmemiz dikte edilmişti açıkça. Olmayacağına kesin olarak inandığımız hiçbir şey tabii ki olmadı.

Akla yüklenenler ne kadar eski geçmişimizde ise o kadar köklenmiştir ve bugünümüzü o derecede etkilemeye devam eder. Onlar çoğunlukla anne babalarımız ya da öğretmenlerimiz tarafından söylenmiştir bizlere ve tartışmasızca doğru kabul edilmiştir zamanında. Ve o günün bilinci böylece bugünü yönetmeye devam eder, ilerlemeyi durdurarak. Oysa bugün kuantum bilimi sayesinde biliyoruz ki her şey mümkün, evren bilincimizin adeta emrine amade. Pozitife derinden odaklandığımız ve kalpten inandığımız her şeyin gerçekleşmesi mümkün, istisnası olmadan. Ki zaten hepimizin hayatında mutlaka mucizevi olarak adlandırdığımız olaylar gerçekleşmiştir. Ve bunları tesadüf olarak adlandırmak en iyi tanımıyla evrenin bize en büyük hediyesini küçümsemektir. Aslında tabii ki tesadüf diye bir şey yoktur ve olan her şey bir sebepten dolayı gerçekleşir, bizler ne olduğunu sınırlandırılmış aklımızla hiçbir zaman anlayamasak da. Ve bu sebep bilinçtir, bilincin yaratımıdır, onun yaratıcılığıdır. İlahi tarafımızın tezahürüdür.

Artık geçmiş inançlarımızı bir kenara bırakarak sonsuz olasılıklara odaklanma dönemindeyiz. Başkaları tarafından geçmişte belirlenmiş olan aklımızın sınırlarını kaldırdığımızda erişebilir olacağız ancak kalbimizin gücüne. Kuantumun bilgeliği vasıtasıyla kalp bilincimizin tezahür gücüne inancımızı yenilemeliyiz. Ve mucize bilinci ancak o zaman yaşamımızın normal bir gerçeği haline dönüşecektir.

Sizce kanatlarımız olmadığı için mi uçamıyoruz, yoksa hava moleküllerinin belirli bir bilinçle uygun sırada dizilip hareket ederek bizi yukarı yükseltme ihtimalinin sıfır olduğuna dair tartışmasız inancımız yüzünden mi? Bir daha düşünüm derim…

Sevgiyle…

Telefon : E-mail : iletisim@oguzakyildiz.com.tr Adres : UMAY Bilim Sanat Yaşam Merkezi
Öncü Sokak, Büyükhanlı Konutları B2 Blok
Kat:7, Daire:20-21 Suadiye
Copyright @ 2015 Oğuz Akyıldız