MIŞ GİBİ YAPMAK

18 Nisan 2016

Evrim sürecinde hayatta kalmak ve güçlü genlerin bir sonraki nesle aktarımı en önemli hedefti. İnsanoğlu bu süreçte aklıyla ön plana çıktı, özellikle beynimizde bunu sağlayacak mutasyonlar, zekânın giderek keskinleşmesini sağlayarak insanı dünya gezegenine hükmeder konumuna taşıdı.

Yaklaşık 100 milyon yaşındaki sürüngen beynimiz ve 50 milyon yaşındaki duygusal beynimiz bu sürecin özellikle başlangıç döneminde çok önemli görevler yaptılar. Onlar sayesinde hayatımızı tehdit eden her şeyden tam zamanında “korktuk”, sonrasında kaçtık ya da savaştık ve sonunda hayatta kalmayı başardık. Zamanla beynin ön kısmında oluşan prefrontal cortex’imiz sayesinde hayal gücümüz gelişti ve bunun sayesinde de hayatta kalma stratejilerimizi daha yaratıcı hale getirdik.

Bütün bu yeni özelliklerimiz dna altyapımızla yeni doğanlara aktarılırken tetikleyici sebep olan “korku” da ne yazık ki onlarla beraber taşınmaya devam etti. Ve bu durum, ilk “insansı”ların ortaya çıktığı 2 milyon 8 yüz bin yıl öncesinden beri sürmeye devam etti. Geldiğimiz durumda insanoğlu hayatını tehdit eden hiçbir şey olmasa bile kendini güvence altında tutma çabasına devam etti. “Bugün” güvende olmak ya da “an”da sorunsuz yaşamak hiçbir anlam ifade etmez duruma geldi, insanoğlu sanki yapabilecekmiş gibi tüm hayatını yarını garanti almaya çalışarak yaşamaya başlamıştı. Bu yolda para icat edildi, böylece sahip olma bilinciyle kendini diğerlerinden ayrıştırarak üstün konuma çekme çabası sonuç buldu. Sigorta keşfedildi, gelecek parayla güvence altına (satın) alınmak istendi. İnsan zekâsıyla müthiş işler yapıyor gözüküyordu, baksanıza artık 10 yıl sonrası bile kesinlikle güvence altındaydı.  

Oysa gerçek ile görünen durum tamamen farklıydı, insanın gelişiminde hala primitif sürüngen beynimiz, bilinçaltımızın mirasıyla kol kola şekilde işbaşındaydı. Tüm zihinsel gelişimin altında hayatta kalma içgüdüsü yatıyordu, onun da kökteki sebebi hala ölüm korkusuydu. Yarınlar, sadece bugünün korkusuyla şekilleniyordu.

Okuduklarınız abartı gibi geliyorsa, kendini aklamaya çalışan egonuz devrede demektir. Kendi hayatınıza ya da çevrenize daracık bir çerçevede bile göz gezdirseniz, yukarıdakilerin doğru olduğunu fark edeceksiniz. İnsanlık için endişe kültürü normalize olmuş durumda, herkes gelecekten endişe ediyor ve kimse artık bunu garip bulmuyor, hatta geleceğe yatırım yapmayanlar ayıplanıyor. Ama unuttuğumuz şu ki, neye inanırsak o gerçekleşiyor çünkü bizler çok güçlü yaratıcılarız. Ne zaman istemediğimiz bir şeyin olacağından korksak, onun gerçekleşmesine destek veriyoruz, çünkü o korkunun altında aslında güçlü bir inanç var. İstemediğimizin olması yönündeki bilinçaltı negatif inanç kalıplarımız, biz farkında olmasak da her an devredeler. Bu bilinçsizce korkuyla harekete geçme ve seçim yapma eylemi, insanların çok doğal bir düşünce ve davranış kalıbı olmaktan da öte insanoğlunun yaratım gücünü deneyimlediği bir oyunculuk alanı da yarattı. İnsanlık hep kötü olasılıklara odaklanarak bunları mükemmel bir şekilde yaratmayı başardı.

Ama artık bu gücümüzü olumlu kullanma zamanı!

Şöyle bir düşünün, öyle bir gücünüz var ki en derinden inanarak düşlediğiniz her şey gerçekleşiyor. Şimdi farkına varın: bu zaten gerçek! Korkularımıza inandığımız için onlar gerçekleşiyorlar, eğer onlara inanmasaydık, o zaman zaten korkmazdık ki. Bir şeyden korktuğumuz anda ona inandığımızı fark etmemiz gerekiyor. Ve tabii bir sonraki adımda bunu tersine çevirmemiz: aslında istediğimiz şeye inanmak. “Ama nasıl olur ki, onun gerçekleşmesi çok zor hatta imkânsız” dediğinizi duyuyorum. Ben de size diyorum ki: “mış gibi yapın!”, hayatınızda yeni bir şey deneyin. Öyle ya, bir şeyler değiştirmek istiyorsak bazı şeyleri eskiden yaptığımızdan farklı yapmamız lazım. Bu sefer mış gibi yapın, sanki istediğiniz durum her neyse tam da istediğiniz gibi gerçekleşecekmiş gibi düş kurun. Kapayın gözlerinizi ve hayal kurun, hayal kurarken sizi engelleyecek hiçbir şeyin olamayacağının farkına varın. Sadece hayal kurun ve mış gibi yapın. Derinden hayalinizi yaşayın ve ona inanın. Hayalinizde onun gerçekleştiğine inanın. İstemediğiniz durumun gerçekleşeceğine inanacağınıza bu sefer istediğiniz şeye inanın. İnanmak serbest değil mi, neye inanacağınızı seçmek tamamen sizin elinizde değil mi? Madem aslında yaratma gücünüzün olmadığına inanıyorsunuz (çünkü korkularınız gerçekleşince de onları sizin yarattığınıza inanmıyorsunuz), o zaman artık korkulara değil arzulara, hayallere inanmaya başlayıverin.

Aslında geleceği yaratmaya çalışarak bugünü kaçırmak da doğru değil. Çünkü olan biten her şey zaten her zaman mükemmel ve bize nahoş gözüktüğünde bile yaşadığımız her anda bir öğreti var. Ama madem gelecekten endişe ediliyor, o zaman gelecekteki istenmeyen ihtimallere inanmak yerine düşlediğimiz hayale inanalım. Mış gibi yapalım ve izin verelim gerçekleşsin. Sadece izin verelim.

Sevgiyle…

Telefon : E-mail : iletisim@oguzakyildiz.com.tr Adres : UMAY Bilim Sanat Yaşam Merkezi
Öncü Sokak, Büyükhanlı Konutları B2 Blok
Kat:7, Daire:20-21 Suadiye
Copyright @ 2015 Oğuz Akyıldız